
2 Temmuz’un yıldönümü geçti, ancak Sivas katliamının gölgesi toplumumuzun üzerinde ağır bir biçimde durmaya devam ediyor. Bu olaya, sadece bir trajedi olarak değil, aynı zamanda sınıf mücadelesinin ve ideolojik hegemonyanın bir yansıması olarak bakmak elzemdir. Sivas, tekil bir olay değil, kapitalist sistemin toplumsal çelişkileri derinleştirmesinin, kışkırtılan gericiliğin ve devletin bu sürece rızasının veya dahlinin tarihsel bir momenti.

Dünden Bugüne Sivas
Sivas’ta hedef alınan aydınlar, sadece kültürel bir kesimi temsil etmiyordu; onlar, sermayenin tahakkümüne karşı entelektüel bir direnişi, laik ve ilerici bir dünya görüşünü temsil ediyordu. Bu saldırı, ezilenlerin ve sömürülenlerin bilincini yükseltme potansiyeli taşıyan her türlü düşünsel ve sanatsal faaliyete yönelik bir karşı devrimci eylemdi. Gerici güçler, kendi çıkarlarını korumak ve mevcut düzeni sürdürmek adına, emekçi sınıfların birliğini parçalamak için mezhepsel ve ideolojik ayrımları körüklemiş, kitlelerin bilinçaltındaki korku ve ön yargıları mobilize etmişti. Bu bağlamda Sivas, burjuva ideolojisinin toplumu nasıl manipüle edebildiğinin ve işçi sınıfının kendi çıkarlarına yabancılaşmasının acı bir örneği.
Toplumsal Hafıza ve Kolektif Bilinçaltı: Geleceğe Miras
Sivas katliamı, Türkiye toplumunun kolektif bilinçaltında derin ve karmaşık izler bıraktı ve bırakmaya devam edecek. Bu izler, basitçe “travma” olarak adlandırılamaz; onlar, sınıf bilincinin gelişimi veya engellenmesi noktasında belirleyici rol oynayan ideolojik çatışmaların kalıntılarıdır.
Katliamın yarattığı acı ve öfke, emekçi kitlelerde bir uyanışa yol açma potansiyeli taşır. Sivas’ın yıldönümlerinde yapılan anmalar, sadece birer yas eylemi olmanın ötesine geçerek, gericiliğe karşı örgütlü mücadele çağrısına dönüşebilir. Bu durum, tarihin diyalektik ilerleyişinde, geçmişin acılarından geleceğe dönük bir ders çıkarma ve kolektif bir direniş bilinci oluşturma imkanı sunar.
Egemen ideoloji, Sivas gibi olayların gerçek nedenlerini ve faillerini gizlemeye, olayı kişisel bir “trajedi”ye indirgeyerek sınıfsal boyutunu karartmaya çalışacaktır. Bu, toplumsal hafızanın manipülasyonu ve ezilen sınıfların kolektif bilincinin çarpıtılması çabasıdır. Ancak, Marksist analiz, bu tür unutturma çabalarının dahi sistemin çelişkilerini daha da görünür kıldığını ve er ya da geç bu çelişkilerin patlayacağını gösterir.
Sivas, gelecekte de ideolojik mücadelenin önemli bir alanı olmaya devam edecek. Bir yanda gericiliğin ve sermayenin tahakkümünü pekiştirmeye çalışanlar, diğer yanda ise Sivas’ın gerçek sorumlularını ifşa ederek ve katliamı gelecekteki mücadeleler için bir ders ve ilham kaynağına dönüştürerek proleter devrimin gerekliliğini savunanlar olacaktır. Bu çatışma, kolektif bilinçaltının şekillenmesinde merkezi bir rol oynayacaktır.
Değişim ve Dönüşümün Zorunluluğu
Sivas katliamı, bizlere mevcut kapitalist sistemin özünde taşıdığı barbarlığı ve çürümüşlüğü bir kez daha göstermiştir. Bu olay, sadece geçmişin bir yası değil, aynı zamanda geleceğin inşa edilmesinde bizlere rehberlik etmesi gereken bir ders. Toplumun kolektif bilinçaltında kalıcı ve olumlu izler bırakmak, bu olayın gerçek nedenlerini ve faillerini açığa çıkarmakla, işçi sınıfının birliğini sağlamakla ve sosyalist devrim mücadelesini yükseltmekle mümkün.
Sivas, pasif bir hafıza değil, geleceğin inşası için aktif bir mücadele çağrısıdır. Bu olayın izleri, ancak sömürünün ve baskının ortadan kalktığı, gerçek özgürlüğün ve eşitliğin tesis edildiği bir toplumda, yani sosyalist bir düzende tam anlamıyla iyileşebilir.
Bir yanıt yazın