Skip to content
  • Hakkımda
  • Blog
  • İletişim

Copyright izlek 2025 | Theme by ThemeinProgress | Proudly powered by WordPress

izlek
  • Hakkımda
  • Blog
  • İletişim
Uncategorized Article

“Öznenin İki Doğuşu”na Diyalektik Materyalist Bir Eleştiri: Felsefe Değil, Devrim!

On 10.07.2025Sisyphos
Serbestiyet'te yayımlanan "Fenomenoloji ve Varoluşçuluk: Öznenin İki Doğuşu" başlıklı makale, insanı anlama serüvenini bilim ve aklın ardından gelen "özgürlük" çağını temsil eden fenomenoloji ve varoluşçulukla zirveye taşıdığını iddia ediyor. Bu felsefi akımları, bireyi rasyonel veya ahlaki otoritelerin köleliğinden kurtaran, kendi varoluşunu ve anlamını yaratabilen "egemen bir özne"nin doğuşu olarak sunuyor. Ancak bu idealist ve soyut yaklaşım, diyalektik ve tarihsel materyalist bir perspektifle ele alındığında, hem derinlemesine bir analizden yoksun kalmakta hem de Marx'ın dünyaya ilişkin devrimci kavrayışını yanlış yorumlamaktadır

Serbestiyet‘te yayımlanan “Fenomenoloji ve Varoluşçuluk: Öznenin İki Doğuşu” başlıklı makale, insanı anlama serüvenini bilim ve aklın ardından gelen “özgürlük” çağını temsil eden fenomenoloji ve varoluşçulukla zirveye taşıdığını iddia ediyor. Bu felsefi akımları, bireyi rasyonel veya ahlaki otoritelerin köleliğinden kurtaran, kendi varoluşunu ve anlamını yaratabilen “egemen bir özne”nin doğuşu olarak sunuyor. Ancak bu idealist ve soyut yaklaşım, diyalektik ve tarihsel materyalist bir perspektifle ele alındığında, hem derinlemesine bir analizden yoksun kalmakta hem de Marx’ın dünyaya ilişkin devrimci kavrayışını yanlış yorumlamaktadır.

Felsefenin Sınıfsal Kökenleri ve Tarihsel Bağlamı

Makale, felsefi “devrimleri” adeta kendi içlerinde gelişen, toplumsal koşullardan bağımsız entelektüel sıçramalar olarak sunuyor. Oysa Marksist çözümleme, her felsefi düşüncenin, belirli bir tarihsel dönemin ve egemen sınıf ilişkilerinin bir ürünü olduğunu gösterir. Fenomenoloji ve Varoluşçuluk, 20. yüzyılın başlarındaki kapitalist toplumların derinleşen krizleri, savaşlar, kitlesel yabancılaşma ve bireyin anlamsızlaşma koşullarında ortaya çıkmıştır. Bu felsefeler, sistemin yarattığı sorunları, bireysel varoluşun içsel bir çıkmazı olarak ele alarak, aslında mevcut ekonomik ve politik yapıyı sorgulamak yerine, dikkatleri bireyin iç dünyasına yönlendirme eğilimindedir. Bu durum, toplumsal mücadelenin önünü keserek, mevcut düzenin devamlılığına hizmet eden bir ideolojik işlev görür.

Soyut Özgürlük ve Maddi Gerçeklik

Makalenin yücelttiği “egemen özne”, bireyi maddi koşullarından ve toplumsal ilişkilerinden soyutlayarak, kendi kendini mutlak anlamda yaratabilen bir varlık olarak konumlandırır. Ne var ki Marx ve Engels’in de vurguladığı gibi, insanlar kendi tarihlerini yaparlar, ancak bunu kendi seçtikleri koşullar altında değil, doğrudan karşılaştıkları, var olan ve geçmişten devredilen somut maddi koşullar altında yaparlar. Gerçek özgürlük, bireyin tek başına soyut bir edimi değil, toplumsal üretim ilişkileri ve sınıf mücadelesi içinde, yani somut maddi koşullar altında şekillenen kolektif bir kurtuluş mücadelesinin sonucudur. Fenomenoloji ve Varoluşçuluk’taki özne, çoğu zaman burjuva bireyciliğinin bir yansıması olarak, toplumsal çelişkilerden azade, apolitik bir alana çekilmiştir. Bu felsefeler, bireysel “özgürlüğü” vurgularken, aslında onu sistemin yarattığı yabancılaşmaya karşı bir kaçış yolu olarak sunar, gerçek bir toplumsal dönüşüm aracı olmaktan uzaktır.

Marx’ın On Birinci Tezi’ne Yönelik Yanlış Anlama

Makale, Marx’ın ünlü On Birinci Tezi’ni (“Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa asıl mesele onu değiştirmektir”) alıntılayarak, “özgürlüğün (veya iradenin)” mutlak üstünlüğünü kanıtlamaya çalışır. Bu, tezin devrimci özüne tamamen aykırıdır. Marx için “dünyayı değiştirmek”, felsefi spekülasyonların ötesine geçerek, somut toplumsal ve ekonomik ilişkileri, yani üretim biçimini devrimci bir eylemle dönüştürmektir. Bu dönüşüm, salt bireysel özgürlük veya irade beyanıyla değil, maddi koşulların ve sınıf mücadelesinin diyalektiğiyle gerçekleşir. Makalenin sunduğu “özgürlük” anlayışı, devrimci praksis yerine bireysel tefekkürü ve içsel arayışı önceler; bu da dünyayı değiştirmek bir yana, mevcut düzeni pekiştiren ve bireyi kendi içine hapseden bir işlev görebilir.

İdealizm Tuzağı: Bilinç mi, Varlık mı Belirler?

Makale, felsefi “devrimleri” bir hiyerarşi içinde sunarak, en üstte “özgürlüğü” koymuştur. Bu, bilincin, düşüncenin ve iradenin maddi temelden bağımsız olarak birincil olduğunu ima eden idealist bir yaklaşımdır. Oysa diyalektik materyalizm, varlığın bilince önceliğini savunur; yani toplumsal varoluş, toplumsal bilinci belirler. Felsefi akımlar ve özne anlayışları da, içinde bulundukları maddi ve tarihsel koşulların bir yansımasıdır. Toplumların dönüşümü, bilimsel ve akılcı bir kavrayışın ötesinde, maddi temeldeki radikal dönüşümlerle, yani devrimci eylemle mümkündür.

Sonuç: Felsefe Değil, Devrim!

Serbestiyet’teki makale, fenomenoloji ve varoluşçuluğun bireyin anlamlandırılmasına yönelik katkılarını yüzeysel bir idealizmle ele almıştır. Marx, Engels ve Lenin’in dünyayı değiştirme arzusunu kendine görev edinmiş biri olarak belirtmem gerekir ki, gerçek özgürlük, bireyin soyut bir içsel edimiyle değil, toplumsal üretim araçları üzerindeki kolektif kontrolün sağlanması ve sınıfsız bir topluma geçişle, yani maddi temeldeki radikal dönüşümlerle mümkündür.

Fenomenoloji ve Varoluşçuluk, bireysel yabancılaşmanın felsefi bir ifadesi olabilir, ancak toplumsal devrimin ve kolektif kurtuluşun yolunu göstermekten uzaktır. Onların sunduğu “özgürlük”, bireyi toplumsal mücadeleden uzaklaştırma potansiyeli taşır ve mevcut eşitsizlikleri meşrulaştıran burjuva ideolojisinin bir parçası haline gelebilir. Dünyayı değiştirmek, felsefi yorumları aşarak, somut ve kolektif bir devrimci eylemi gerektirir.

Bu eleştirel bakış açısı, felsefi akımları yalnızca düşünsel gelişmeler olarak değil, aynı zamanda belirli toplumsal ve sınıfsal ilişkilerin bir yansıması olarak görmemizi sağlar. Felsefenin amacı, dünyayı sadece yorumlamak değil, onu dönüştürmektir.

Bunlar da var

“Birikim” ve Sınıf Mücadelesi: Evrensel’in İdeolojik Krizi

Diyalektiğin Işığında Güncel Gelişmeler: Kapitalizmin Çelişkileri ve Devrimci Bir Geleceğe Çağrı

İdeolojik Helezon

Tags: felsefe, mücahit bilici, serbestiyet

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşivler

  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025

Calendar

Ağustos 2025
P S Ç P C C P
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
« Tem    

Kategoriler

  • Felsefe
  • Psikoloji
  • Şiir
  • Siyaset
  • Uncategorized

1880-124-1024

Copyright izlek 2025 | Theme by ThemeinProgress | Proudly powered by WordPress