
Günümüz dünyası, Marx ve Engels’in işaret ettiği gibi, üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki uyumsuzluğun giderek daha belirgin hale geldiği, derin çelişkilerin ve büyük dönüşümlerin yaşandığı bir çağı temsil etmektedir. Bu dönüşümün merkezinde, emperyalist sistemin doğasından kaynaklanan uzlaşmaz çelişkiler ve bunların toplumsal yaşamın her alanına yansıyan sonuçları yer alır. Mevcut sistemin yarattığı yıkım ve eşitsizlikler,

Teknoloji, insanlık tarihi boyunca bir ikilem sunmuştur: bir yandan sınırsız potansiyel barındırır – bilgiye erişimi kolaylaştırır, iletişimi küreselleştirir, yaratıcılığı teşvik eder ve bireyleri bir araya getirme gücüne sahiptir. Ancak diğer yandan, içinde var olduğu toplumsal-ekonomik sistemin karakteristiğini taşır ve onun ideolojik aygıtlarına dönüşebilir. Özellikle kapitalist üretim ilişkileri altında, teknoloji çoğu zaman bir sömürü aracına evrilir,

Giriş: Çağın Ruhu ve Tanıdık Sıkıntı Cam ekranın soğuk ışığında gece yarılarına uzayan anlamsız bir gezinti… Pazartesi sabahlarının boğucu ağırlığı ve hafta sonuna kurulan hayallerle katlanılan, ruhu beslemeyen bir mesai… Milyonlarca insanla dolu şehirlerde yankılanan o derin yalnızlık hissi… Bize ait olması gereken kararların çok uzağımızda alındığını bilmenin getirdiği o çaresiz kontrol kaybı… Bu sahneler,

Zincirlerimizi görelim ve onları kıralım. Bizim için, bilincin maddi koşullarla ilişkisini kavramak hayati önem taşır. Bu ilişkinin en sinsi ve tehlikeli tezahürlerinden biri de yanlış bilinç kavramıdır. Yanlış bilinç, ezilen sınıfların veya toplumsal grupların, kendi gerçek çıkarlarını, toplumsal konumlarını ve sömürülme mekanizmalarını doğru şekilde algılayamamaları durumudur. Bu, genellikle egemen ideolojinin etkisiyle, mevcut sömürü düzenini meşrulaştıran