
Sanat dünyası yıllardır yapay bir ikilem arasında sıkışıp kalmıştır. Bir yanda Roger Scruton gibi muhafazakâr estetikçiler, fotoğrafı “ruhsuz bir mekanik süreç” olarak aşağılarken; diğer yanda Sean O’Hagan gibi liberal eleştirmenler, onu “galeri duvarlarına asılabilir bir meta” olduğu ölçüde yüceltmektedir.
Biz, tarihin ışığında bu tartışmaya müdahil oluyor ve diyoruz ki: Her iki taraf da yanılmaktadır. Çünkü her ikisi de fotoğrafı, dünyayı değiştirecek bir eylem aracı olarak değil, sadece “seyirlik bir nesne” olarak ele almaktadır.
Şimdi, bu iki kutbun argümanlarını masaya yatıralım, çürütelim ve kendi tarihsel sentezimize ulaşalım.
Scruton’un İdealist Yanılgısı ve “Niyet” Fetişizmi
Roger Scruton ve benzeri muhafazakâr düşünürlerin temel iddiası şudur: Fotoğraf sanat değildir, çünkü o “niyetli” bir yaratım değil, “nedensel” (mekanik/kimyasal) bir süreçtir. Onlara göre ressam tuvalindeki her fırça darbesine hükmederken, fotoğrafçı makinenin kölesidir; gördüğünü sadece kaydeder.
Bu görüş, sanatın üretim sürecindeki emek faktörünü ve sınıfsal bilinç öğesini yok sayan, tipik bir aristokratik körlüktür.
Deklanşöre basmak fiziksel bir refleks değildir; tarihsel bir kesiti dondurma kararıdır. Kadrajın içine neyin gireceği ve neyin dışarıda bırakılacağı politik bir tercihtir.
Scruton’un bir üretim aracı olan makineyi aşağılaması, aslında sanatı “saf ruhun” ürünü sayan idealist bir hurafedir. Oysa Marx’ın dediği gibi, insan doğayı araçlarla dönüştürür. Fotoğraf makinesi, insan gözünün evrimleşmiş, teknolojikleşmiş halidir. Onu “ruhsuz” saymak, işçinin emeğini makineleşmiş görüp değersiz sayan kapitalist mantıkla aynı kökten beslenir.
O’Hagan’ın Liberal Savunusu ve “Piyasa” Onayı
Scruton’a cevap veren Sean O’Hagan ise fotoğrafı savunurken şu argümanlara sığınır: Fotoğraf sanattır, çünkü Diane Arbus veya Robert Frank gibi dehaların eserleri galeri duvarlarında şarkı söyler. Ayrıca O’Hagan, teknolojiyi önemsizleştirerek, “Her şey görme biçimiyle ilgilidir, teknolojiyle değil” der.

O’Hagan doğru bir öfke duysa da, fotoğrafı savunmak için kullandığı kriterler burjuva sanat kurumlarının kriterleridir.
Bir fotoğrafın değeri, burjuva galerilerinin duvarlarında “şarkı söylemesiyle” veya müzayedelerde yüksek fiyata satılmasıyla ölçülemez. Bu, sanatı metalaştırmaktır. Bizim için fotoğraf, müze duvarında değil, yaşamın ve kavganın tam ortasında değerlidir.
O’Hagan’ın “Teknoloji önemli değil, önemli olan sanatçı dehasıdır” demesi, üretim güçlerini yok saymaktır. Oysa Walter Benjamin’in belirttiği gibi, fotoğrafın çoğaltılabilir olması, sanatın “aura“sını yıkmış ve onu kitlelere açmıştır. Dijitalleşme ve cep telefonları, “sanatçı” tekelini kırmış, her işçiyi potansiyel bir belgeleyiciye dönüştürmüştür. O’Hagan’ın elitist savunması, bu demokratikleşmeyi göremez.
Bizim Hakikatimiz
Biz bu kayıkçı kavgasını reddediyoruz. Fotoğraf, ne Scruton’un dediği gibi basit bir kimyasal tepkimedir ne de O’Hagan’ın dediği gibi kutsal bir galeri nesnesidir.
Fotoğraf, mekanik bir araçla yürütülen ideolojik bir mücadele alanıdır.
Estetik haz peşinde koşmak burjuvazinin lüksüdür. İşçi sınıfının ve devrimcilerin elinde fotoğraf, gerçeği ifşa etme ve dünyayı değiştirme aracıdır. İşte bu tezi kanıtlayan ve “sanat” tartışmalarını ezip geçen tarihsel örnekler:
Aleksandr Rodchenko

Sovyet fotoğrafçısı Rodchenko, göbek hizasından çekilen alışıldık fotoğrafları reddetti. “Devrimimiz sadece sosyal düzeni değil, görme biçimimizi de değiştirmelidir” diyerek kuş bakışı ve solucan bakışı açılar kullandı.
O, fotoğrafı burjuva resminin taklidi olmaktan kurtardı. Onun sanatı, dünyayı sadece yansıtmak değil, izleyicinin dünyayı algılayışını sarsmak üzerine kuruluydu.
Lewis Hine

Scruton’un “niyetsiz mekanik süreç” dediği şey, Lewis Hine’ın elinde Amerikan yasalarını değiştiren bir balyoz oldu. Hine, kömür madenlerinde çalışan çocukların portrelerini çekti.
Bu fotoğraflar güzel olduğu için değil, sömürünün mekanik ve inkar edilemez kanıtı olduğu için değerliydi. Hine, makineyi kullanarak sermayenin suçunu belgeledi. Bu, “sanat sanat içindir” diyenlere verilmiş en somut cevaptır: Sanat, yaşamı savunmak içindir.
Nick Ut

Vietnam Savaşı’nda Nick Ut’un çektiği Napalm Kızı fotoğrafını düşünün. Hangi estetik teori bu kareyi açıklayabilir? Hangi galeri duvarı bu acıyı taşıyabilir?
Bu fotoğraf, milyonlarca dolarlık savaş propagandasını tek bir saniyede yerle bir etti. Fotoğrafın sanat olup olmadığı tartışması, napalmden yanan bir çocuğun gerçeği karşısında anlamsız bir gevezeliktir. Bu fotoğraf, emperyalizme karşı atılmış bir tokattır.

Gelecekte kapitalizm, Yapay Zeka (AI) ve “Deepfake” teknolojileriyle gerçeği daha da bulanıklaştıracak. Scruton’un “gerçeğin mekanik kaydı” dediği güvenilirlik yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. O’Hagan’ın savunduğu “sanatsal bakış” ise Instagram filtrelerinde bir tüketim nesnesine dönüşecek.
Geleceğin dünyasında fotoğrafın değeri, estetiğinden değil, hakikate olan sadakatinden gelecektir.
Bizim görevimiz, fotoğraf makinesini burjuva estetik tartışmalarının tozlu raflarından indirmektir. Burjuva eleştirmenleri fotoğrafı yalnızca sınıflandırdılar; oysa asıl olan, objektifi sınıf çelişkilerine odaklayıp dünyayı değiştirmektir.
You may also like
Calendar
| P | S | Ç | P | C | C | P |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | ||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 |
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 |
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 |
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 |
| 30 | 31 | |||||

Bir yanıt yazın