“Birikim” ve Sınıf Mücadelesi: Evrensel’in İdeolojik Krizi

Evrensel‘deki yazı, “birikim” kavramını, tıpkı oportünistlerin yaptığı gibi, sınıfsal özünden arındırarak ele alıyor. Yazar, Türkiye “solunun” 150 yıllık bir “birikim”inden bahsediyor. Ancak unuttuğu ya da bilinçli olarak göz ardı ettiği şey şudur: Tarihsel materyalizme göre, toplumların tarihi, bir dizi “birikim”den değil, sınıf mücadelelerinin tarihinden ibarettir. Bu “birikim”in içinde, işçi sınıfının devrimci mücadelesi kadar, küçük burjuvazinin reformist hayalleri, sosyal demokrasinin oportünist sapmaları ve Troçkizmin maceracı çıkışları da vardır. Yazarın “birikim” dediği şey, aslında bir çorba, bir bulanıklık. Bu çorbadan süzülen devrimci bir çizgi değil, burjuva düzenin kuyruğuna takılmaya hazır, ilkesiz ve tutarsız bir siyaset anlayışıdır.
Yazar, TKP’nin bu “birikime” sırtını dönmekle suçluyor. Oysa TKP’nin yaptığı tam tersidir: Devrimci Marksizm, bu “birikimin” içindeki oportünist ve reformist birikintileri temizleyerek, işçi sınıfının devrimci mirasına sahip çıkar. TKP, 150 yıllık “sol” tarihin tüm hatalarını, sapmalarını ve yenilgilerini analiz ederek, bunların tekrarına izin vermemeyi hedefler. Evrensel yazarının savunduğu “birikim”, tıpkı Lenin’in oportünistlere yönelik eleştirilerinde belirttiği gibi, burjuva siyasetine teslimiyetin bir birikimidir.
“Devrimci Demokrasi”nin İkna Ediciliği ve Sınıfsal Körlük
Yazıda, TKP’nin “devrimci demokrasi” kavramına yönelik eleştirileri, “birikime” sırt dönmek olarak yorumlanıyor. Peki nedir bu “devrimci demokrasi”? Marksizm-Leninizm, demokrasinin sınıfsal özünü ortaya koyar. Burjuva demokrasisi, sermayenin diktatörlüğüdür. Proletarya diktatörlüğü ise işçi sınıfının demokrasisidir.
Yazarın “devrimci demokrasi” olarak kutsadığı şey, aslında sosyalist devrim öncesi burjuva demokratik aşamayı yüceltmekten başka bir şey değildir. Bu, sosyalist devrimi erteleyen, hatta reddeden bir yaklaşımdır. TKP’nin durduğu yer, bu “demokrasi” oyunlarının bir parçası olmamak, aksine burjuva demokrasisinin tüm biçimlerini aşan proletarya iktidarını hedeflemektir. Yazarın bahsettiği “ikna edicilik”, aslında burjuva siyasetinin aldatıcı vaatlerine kanmış, sınıf bilinci zayıf kitlelerin yanılsamalarını temsil eder.
TKP’nin Yalnızlığı ve Devrimci Gerçeklik
Yazıda TKP, “yalnız” kalmakla eleştiriliyor. Bu eleştiri, opportunistlerin en çok kullandığı argümanlardan biridir. Tıpkı 19. yüzyılın sonunda oportünistlerin, devrimci Marksistleri “izole” olmakla suçlaması gibi. Lenin’in dediği gibi: “Yalnız kalmak, kitlelerle birlikte yozlaşmaktan daha iyidir.”
TKP, “sol” içindeki oportünist kitlelerin peşinden sürüklenmek yerine, işçi sınıfının devrimci öncüsü olma görevini üstlenmiştir. Bu yolda “yalnız” kalmak, aslında bir zayıflık değil, teorik ve siyasi netliğin bir göstergesidir. Gerçekten de, bir avuç devrimci Marksist, milyonlarca işçinin sınıf bilincini yükseltmek için mücadele ederken, “yalnız” kalmayı göze almalıdır. Oysa Evrensel’in yazarı ve onun gibi düşünenler, “yalnız kalmamak” adına, burjuva siyasetinin, liberalizmin ve küçük burjuva siyasetinin kuyruğuna takılmayı tercih ederler.
Sonuç olarak, Evrensel’deki yazı, Marksizm-Leninizmin temel prensiplerini yok sayarak, oportünist bir “birikim”i ve “demokrasi”yi yücelterek TKP’ye saldırmaktadır. Bu, Türkiye’deki sınıf mücadelesinin en önemli meselelerinden biridir: Devrimci bir yol mu, yoksa burjuva düzenin kuyruğuna takılan oportünist bir yol mu? TKP, tereddütsüz bir şekilde devrimci yolu seçmiştir ve bu yazı da bu tercihin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir.
Bir yanıt yazın