Month: Temmuz 2025

Eğer hem Türk hem de Kürt işçi sınıfları, ulusal kimliklerin ve burjuva siyasetinin ötesinde sınıf bilinciyle birleşmiş ve proleter devrim hedefiyle hareket etmiş olsalardı, milliyetçi ayrışmaların bu kadar derinleşmesinin ve burjuva milliyetçiliğinin bu tür pragmatik ittifaklara dönüşmesinin zemini olmazdı. Gerçek kurtuluş, ne bir "büyük" ulusun emperyalist yayılmacılığında ne de ezilen bir ulusun kendi burjuva iktidarını kurmasında yatar. Aksine, proletaryanın enternasyonalist birliği ve kapitalist sistemi topyekûn ortadan kaldıran bir devrim ile mümkündür. Bu bağlamda, MHP ve PKK gibi görünüşte zıt kutupların, devletin ve burjuva düzenin devamlılığı adına bir noktada buluşması, milliyetçiliğin proleteryanın gerçek düşmanı olduğu ve onu böldüğü Marksist tezinin acı bir kanıtıdır.

Türkiye siyaset sahnesi, PKK’nın silah bırakma süreci ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “AK Parti Milliyetçi Hareket Partisi ve Dem olarak bu yolda birlikte yürümeye karar verdik” söylemiyle son derece ilginç bir kavşağa varmış durumda. Yüzeysel bir bakışta, geçmişin keskin karşıtlıklarını bir kenara bırakarak beklenmedik bir pragmatik iş birliğinin kapılarını aralayan bu gelişmeler, aslında Marksist-Leninist analizin milliyetçilik üzerine

Bugünkü Birleşmiş Milletler gibi uluslararası yapılar, bir veya iki ülke hariç, tekelci sermaye iktidarlarının temsilcilerinden oluşan oligarşik bir yapıyı temsil etmektedir. Gerçek barış ve adaletin tesisi için, emekçi cumhuriyetlerin temsilcilerinden oluşan bir Dünya Cumhuriyeti'nin inşası elzemdir. Zira emperyalist zincirlerden kurtulmadan, gerçek bir barışa ve bağımsızlığa ulaşmak mümkün değildir. Bu devrimci atılım, ne yapacağını bilen, özgüvenli ve cesur bir örgütlenmeyle, yani toplumun ezilen ve sömürülen tüm kesimlerinin birliğiyle gerçekleştirilecektir.

Günümüz dünyası, Marx ve Engels’in işaret ettiği gibi, üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki uyumsuzluğun giderek daha belirgin hale geldiği, derin çelişkilerin ve büyük dönüşümlerin yaşandığı bir çağı temsil etmektedir. Bu dönüşümün merkezinde, emperyalist sistemin doğasından kaynaklanan uzlaşmaz çelişkiler ve bunların toplumsal yaşamın her alanına yansıyan sonuçları yer alır. Mevcut sistemin yarattığı yıkım ve eşitsizlikler,

hakan fidan yeni başkan mı

Gazeteci Deniz Zeyrek’in kulislerden edindiği bilgiler, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) içinde 2028 genel seçimlerine yönelik kapsamlı bir strateji belirlendiğini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasal olarak yeniden aday olamaması ihtimaline karşılık Hakan Fidan isminin güçlü bir seçenek olarak masada olduğunu ortaya koyuyor. Bu iddia, Türkiye siyasetinin yakın geleceğine dair önemli sinyaller veriyor ve

Serbestiyet'te yayımlanan "Fenomenoloji ve Varoluşçuluk: Öznenin İki Doğuşu" başlıklı makale, insanı anlama serüvenini bilim ve aklın ardından gelen "özgürlük" çağını temsil eden fenomenoloji ve varoluşçulukla zirveye taşıdığını iddia ediyor. Bu felsefi akımları, bireyi rasyonel veya ahlaki otoritelerin köleliğinden kurtaran, kendi varoluşunu ve anlamını yaratabilen "egemen bir özne"nin doğuşu olarak sunuyor. Ancak bu idealist ve soyut yaklaşım, diyalektik ve tarihsel materyalist bir perspektifle ele alındığında, hem derinlemesine bir analizden yoksun kalmakta hem de Marx'ın dünyaya ilişkin devrimci kavrayışını yanlış yorumlamaktadır

Serbestiyet‘te yayımlanan “Fenomenoloji ve Varoluşçuluk: Öznenin İki Doğuşu” başlıklı makale, insanı anlama serüvenini bilim ve aklın ardından gelen “özgürlük” çağını temsil eden fenomenoloji ve varoluşçulukla zirveye taşıdığını iddia ediyor. Bu felsefi akımları, bireyi rasyonel veya ahlaki otoritelerin köleliğinden kurtaran, kendi varoluşunu ve anlamını yaratabilen “egemen bir özne”nin doğuşu olarak sunuyor. Ancak bu idealist ve soyut

Nazım Hikmet'in "Saman Sarısı" şiiri, sadece imgelerin ve kelimelerin ötesinde, insan ruhunun derinliklerine uzanan, çok katmanlı bir yolculuğa davet eder okuyucuyu. Bu şiir, bireysel ve kolektif bilinçdışının karmaşık dokusunu, analitik psikolojisi bağlamında ele almak için eşsiz bir zemin sunar. Şairin içsel dünyasındaki arketipsel figürler, semboller ve deneyimler, "Saman Sarısı"nı sadece bir edebi eser olmaktan çıkarıp, ruhsal bir harita niteliğine büründürür.

Nazım Hikmet’in “Saman Sarısı” şiiri, sadece imgelerin ve kelimelerin ötesinde, insan ruhunun derinliklerine uzanan, çok katmanlı bir yolculuğa davet eder okuyucuyu. Bu şiir, bireysel ve kolektif bilinçdışının karmaşık dokusunu, analitik psikolojisi bağlamında ele almak için eşsiz bir zemin sunar. Şairin içsel dünyasındaki arketipsel figürler, semboller ve deneyimler, “Saman Sarısı”nı sadece bir edebi eser olmaktan çıkarıp,

2 Temmuz'un yıldönümü geçti, ancak Sivas katliamının gölgesi toplumumuzun üzerinde ağır bir biçimde durmaya devam ediyor. Bu olaya, sadece bir trajedi olarak değil, aynı zamanda sınıf mücadelesinin ve ideolojik hegemonyanın bir yansıması olarak bakmak elzemdir. Sivas, tekil bir olay değil, kapitalist sistemin toplumsal çelişkileri derinleştirmesinin, kışkırtılan gericiliğin ve devletin bu sürece rızasının veya dahlinin tarihsel bir momenti.

2 Temmuz’un yıldönümü geçti, ancak Sivas katliamının gölgesi toplumumuzun üzerinde ağır bir biçimde durmaya devam ediyor. Bu olaya, sadece bir trajedi olarak değil, aynı zamanda sınıf mücadelesinin ve ideolojik hegemonyanın bir yansıması olarak bakmak elzemdir. Sivas, tekil bir olay değil, kapitalist sistemin toplumsal çelişkileri derinleştirmesinin, kışkırtılan gericiliğin ve devletin bu sürece rızasının veya dahlinin tarihsel

nato defol

NATO, birçoğumuz için Soğuk Savaş’ın bitişiyle misyonunu tamamlaması gereken, ancak ironik bir şekilde varlığını sürdüren ve hatta genişleyen bir yapı. Peki, bu askeri ittifak gerçekten de bir “savunma” örgütü mü, yoksa emperyalist kapitalizmin küresel hegemonya arayışının bir aracı mı? Komünistler, NATO’nun sadece bir askeri pakt olmadığını, aynı zamanda emperyalist sömürü sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu